"İnti ayn'ne Veleye, inti cenne Veleye…"
Bu dizeleri yıllar sonra dile getiren duygu; sadece bir şehir özlemi değil, bir hafızanın, bir kültürün ve köklerin çağrısıdır. O çağrının adı Siirttir.
Helvacılar Çarşısı'ndan yükselen sirike kokusu, dar sokaklara sinen büryan dumanı, çocukluğun belleğinde silinmez izler bırakır. Siirt, yalnızca bir coğrafya değil; kokusuyla, sesiyle, diliyle insanın içine yerleşen bir memlekettir.
Siirt'in yokuşları, biz çocukların kışın zallokıyaya çevirdiği, naylon ayakkabılarla kayarak adeta küçük kayak pistlerine dönüştürdüğü alanlardı. Mevsimler oyuna, sokaklar şenliğe dönüşürdü.
Ijgor bayramları, Ramazan meledeleri, şıher'ıl bayf gibi gelenekler; Siirt Arapçası'nın kendine has melodisiyle birleşerek, bugün bile başka hiçbir yerde rastlanamayacak bir kültürel doku oluşturdu.
Doğu Anadolu ile Güneydoğu'nun, Arap coğrafyasıyla kesiştiği noktada duran Siirt; Asurilerden izler taşıyan, Botan havzası boyunca uzanan ve "Akebe" adı verilen parke taşlı eski ticaret yollarına ev sahipliği yapmış kadim bir merkezdir.
Sıcak iklime göre şekillenmiş mimarisi, cas adı verilen yerel yapı malzemesiyle inşa edilen evleri ve her mahalledeki camiye su taşıyan sahriç (sarnıç) sistemi, Siirt'in ne denli eski bir şehircilik geleneğine sahip olduğunu gösterir.
En ilginç yönlerinden biri ise; neredeyse hiç kalesi olmadan, yüzyıllar boyunca kendini koruyabilmiş olmasıdır.
Şair, ozan ve cümbüş ustası merhum Bayram Işıktaş, Siirt'i
"Siirt beyaz bir gelin"
diye betimlerken, sadece bir şehri değil, bir zarafeti ve masumiyeti anlatıyordu.
Bir zamanlar baraj altında kalmadan önce Botan Nehri, Siirtliler için adeta bir yazlık eğlence alanıydı. "Feridun Bağış Plajı" ve Kezer'in kumluk kesimine yakıştırılan "Florya Plajı" isimleri, bu şehrin mizahını ve hayata bakışını yansıtır.
Işıktaş'ın türküsündeki "Siirt bir delta gibi, akarsular içinde" ifadesi, belki coğrafi bir tanım değil; gönlü derya olanların bakış açısıydı.
Tarihsel süreçte Kurtalan'da trenin, Siirt'te karayolunun son durak olması; şehrin ticari canlılığını bir süre sekteye uğrattı. Ancak Siirtli tüccar, gittiği her yerde ticareti yeniden inşa etmeyi bildi.
Van, Başkale, Hakkâri; Gaziantep ve Mersin… Siirtli esnaf ve tüccarlar, bu şehirlerin ekonomisine değer kattı.
Sadece ticaret değil; özellikle şeyhlik müessesesi üzerinden ilim ve irfan hizmetleriyle Muş'tan Adıyaman'a, Kahramanmaraş'a kadar geniş bir coğrafyada iz bıraktılar. Sanayileşmenin zayıf kalması ve ardından yaşanan terör süreci ise, Siirt'ten büyük göç dalgalarının en acı nedenleri oldu.
Bugün yüz binlerce Siirtli, memleketinden uzakta yaşıyor. Ancak kültürünü özümsemiş olanlar için Siirt; gidilen her yerde anlatılan, methiyeler dizilen, özlemi diri tutulan bir şehir olmaya devam ediyor.
Bu yazı, bir şehrin geçmişine tutulan bir ayna değil sadece; aynı zamanda geleceğe bırakılan bir nottur. Çünkü Siirt, göçle dağılmış olsa da, hafızalarda ve gönüllerde hâlâ bir "Veleye", hâlâ bir **"cennet"**tir.