Siirt'te bazı yerler vardır; tabelası yoktur, reklâmı yapılmaz, sosyal medyada nadiren görünür…
Ama bir kez yolu düşen, oradan ayrıldıktan sonra o hissi kolay kolay unutamaz.
Bu şehirde maneviyat, yüksek sesle anlatılmaz. Sessizdir ama derindir.
Asırlardır dilden dile aktarılan, çoğu zaman yalnızca yerel halkın bildiği bu manevi miras; Siirt'i sıradan bir Anadolu kentinden ayıran en güçlü kimlik unsurudur.
Siirt'in manevi mirası yalnızca türbelerden ibaret değildir.
Eski bir taş duvar, dar bir sokak, güneşin belli bir vakitte düştüğü bir pencere…
Bunların her biri, yüzyıllar boyunca ilimle, irfanla ve teslimiyetle yoğrulmuş bir hayatın izlerini taşır.
Şehir merkezinden ilçelere doğru ilerledikçe, anlatılmayan ama hissedilen bir atmosfer insanı sarar.
Burada ziyaret, turistik bir gezi değil; çoğu zaman içe doğru yapılan bir yolculuğa dönüşür.
Bu mirasın en güçlü duraklarından biri, hiç kuşkusuz Tillo'dur.
Yüzyıllar boyunca âlimlerin yetiştiği bu belde, hâlâ aynı sükûnetle ziyaretçilerini karşılar.
İbrahim Hakkı Hazretleri'nin türbesi ve ilim mirası, Tillo'yu yalnızca Siirt için değil, Anadolu maneviyatı açısından da özel bir yere taşır.
Burada yaşanan ve "Güneş Hadisesi" olarak bilinen olay ise, ilmin akılla değil teslimiyetle de buluştuğu nadir örneklerden biri olarak anlatılır.
Ziyaretçiler, bu mekândan ayrılırken çoğu zaman aynı cümleyi kurar:
"İnsan burada başka düşünüyor."
Siirt'in manevi haritasında önemli bir diğer durak ise Baykan ilçesindeki
Veysel Karani Türbesi'dir.
Veysel Karani Hazretleri, görmeden sevmenin ve sadakatin sembolü olarak anılır.
Bu türbe, yalnızca bir ziyaret mekânı değil; sabrın, vefanın ve içtenliğin asırlardır canlı tutulduğu bir hafıza noktasıdır.
Anadolu'nun dört bir yanından gelen insanlar, burada yüksek sesle konuşmaz.
Çünkü burası, anlatmaktan çok dinleyen bir yerdir.
Siirt merkezdeki eski mahalleler de bu sessiz hazinenin parçasıdır.
Ulu Camii çevresinde şekillenen sokak dokusu, yalnızca mimari bir geçmişi değil;
aynı zamanda komşuluğun, paylaşmanın ve maneviyatla yoğrulmuş gündelik hayatın izlerini taşır.
Bu mahallelerde anlatılan hikâyeler kitaplarda yazmaz.
Bir yaşlının duasında, bir mezar taşının suskunluğunda, bir kapı eşiğinde saklıdır.
Siirt'in manevi mirası, gösterişli olmadığı için çoğu zaman gözden kaçar.
Burada ne büyük tabelalar ne de yüksek sesli tanıtımlar vardır.
Belki de bu yüzden samimiyetini koruyabilmiştir.
Bu miras, merak edenin önüne çıkar.
Arayanın yolunu açar.
Sabırla geleni kabul eder.
Siirt'teki bu sessiz hazineyi farklı kılan şey tam da budur:
Buradan ayrılan, yanında bir fotoğraftan çok bir his götürür.
Ve çoğu zaman farkında olmadan şunu söyler:
"Bir gün tekrar gelmeliyim."
Siirt'in asırlardır anlatılan ama az bilinen manevi mirası,
işte tam olarak böyle bir çağrıdır.
Sessiz… derin… kalıcı.