Tarih: 01.03.2026 20:42

“Sofralar Büyüyor, İçimizdeki Boşluk Azalmıyor”

Facebook Twitter Linked-in

"Sofralar Büyüyor, İçimizdeki Boşluk Azalmıyor"


İftar ve Serpme Kültürü Üzerinden Doyumsuzluk Tartışması


Ason yıllarda özellikle Ramazan aylarında ve hafta sonu kahvaltılarında dikkat çeken bir tablo var:

 Sofralar büyüyor, çeşitler artıyor, tabaklar dolup taşıyor. Ancak buna rağmen huzur ve tatmin duygusu aynı oranda artmıyor.


"Sofralar iftarlar yardımlar… Ama ama ama…" diye başlayan sitemkâr cümleler, aslında toplumun geniş bir kesiminde dillendirilmeyen bir sorgulamayı gün yüzüne çıkarıyor.


İftar Sofraları: Açlığa mı, Arzuya mı?


Ramazan ayı, özünde sabır, paylaşım ve empati ayı. Gün boyu süren açlığın ardından bir hurma ve bir tas çorba ile edilen şükür, bu ayın ruhunu özetler.

 Fakat günümüzde birçok iftar sofrası, adeta bir açık büfe yarışına dönüşmüş durumda.


Uzmanlara göre mesele yalnızca israf değil. 

Asıl mesele, "doymak bilmez bir hayalin peşine düşmek."
İftar sofraları artık sadece açlığı gidermeye değil, sınırsız arzuya hitap ediyor. 

Bir çeşit daha, bir tatlı daha, bir sunum daha… Oysa mide bir tabakla doyar.
Fakat hayal doymak istemez.


Serpme Kahvaltı: İhtiyaç mı, Gösteri mi?


Özellikle büyük şehirlerde yaygınlaşan serpme kahvaltı kültürü de benzer bir sorgulamayı beraberinde getiriyor. 

Masaya gelen onlarca küçük tabak, çoğu zaman yarım kalıyor.

 Fotoğraflar çekiliyor, sosyal medyada paylaşılıyor; fakat geriye çoğu zaman tüketilmeyen yiyecekler kalıyor.
Serpme kültürü ihtiyaçtan değil, "daha fazlası" vehminden doğuyor.


Bir tabak peynir, bir zeytin, bir yumurta yeterliyken; masayı büyüttükçe içimizdeki eksikliğin küçüleceğini sanıyoruz.
Oysa boşluk tabakta değil, beklentide.


Yardım Sofraları ve Çelişki


Ramazan ayında bir yanda milyonluk iftar organizasyonları yapılırken, diğer yanda temel gıda kolisine muhtaç aileler bulunuyor. 

Sofralar büyüdükçe toplumsal vicdanın da büyüdüğünü zannediyoruz. 

Fakat gerçek paylaşım; gösterişli menülerden değil, sade ama samimi bir lokmadan geçiyor.


Bir çeşit daha geldiğinde huzurun da geleceğini zannediyoruz.


Gelmiyor.
Asıl Problem: Açlığı mı, Doyumsuzluğu mu Besliyoruz?
Belki de asıl mesele şu:
Biz açlığı değil, doyumsuzluğu besliyoruz.


Tüketim kültürü, yalnızca midemizi değil, zihnimizi de kuşatmış durumda. 

Açlık ekmeğe yöneliktir; doyumsuzluk ise eksiklik duygusuna.

 O eksiklik duygusu ise ne tatlıyla, ne kebapla, ne de serpme sofralarla kapanıyor.


Toplumun her kesiminde daha sade, daha bilinçli, daha ölçülü bir sofra kültürüne dönüş çağrıları yükseliyor. Çünkü anlaşılıyor ki mesele sadece israf değil; mesele ölçüyü kaybetmek.


Ramazan'ın ruhu; çok yemek değil, azla yetinmeyi öğrenmek.


Kahvaltının bereketi; çeşit çokluğu değil, şükür bilinci.
Sofralar büyüdü.


Belki şimdi biraz da içimizi küçültmenin, beklentimizi sadeleştirmenin zamanı.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —