İstanbul’da 64 yaşındaki emekli hemşire Emine’nin torunlarının doğum gününde yaşadıkları, Türkiye’de binlerce kadının sessizce taşıdığı görünmez emeği yeniden gündeme taşıdı.
Bu bir aile içi kırgınlık değil; ücretsiz bakım emeğinin, sevginin ve fedakârlığın nasıl değersizleştirildiğinin çarpıcı bir hikâyesi.
Altı yıldır her sabah gün doğmadan yola çıkan Emine, torunlarının hayatında anneanne olmanın çok ötesinde bir rol üstleniyordu. Şoförlükten aşçılığa, temizlikten rehber öğretmenliğe uzanan bir mesai… Üstelik karşılığında ne bir ücret ne de bir teşekkür beklentisi vardı. Ta ki bir dilim pastanın masada kalıp, örgü bir battaniyenin “sıkıcı” bulunmasına kadar.
Doğum günü partisinde kullanılan tek bir kelime, yılların yükünü özetledi: “Günlük.”
Günlük bulaşık gibi, günlük trafik gibi… Her gün yapılan ama fark edilmeyen. Emine için bu kelime, emeğin sevgiyle örtülüp görünmez kılınmasının sembolüydü.
Bir yanda yılda birkaç kez torunlarını gören, hediyeleriyle alkışlanan “eğlenceli babaanne”; diğer yanda her gün düzen kuran, kural koyan, sorumluluk alan anneanne… Tabletler, sınırsız internet ve “bugün kural yok” cümlesi, altı yıllık emeği birkaç dakikada gölgede bıraktı.
Emine’nin istifası bir kapıyı çarpma anı değildi. Sessiz, sakin ve kararlıydı:
“Ben yardımcın değilim. Ben annenim. Ve görünmez hizmetçi olmaktan yoruldum.”
Bu cümle, aile içinde ücretsiz bakım emeğinin nasıl normalleştirildiğini yüzümüze çarpıyor. Çocuk bakımının, ev işlerinin ve duygusal emeğin “annelik” ya da “anneannelik” adı altında sınırsızca talep edilmesi, çoğu zaman yaşlı kadınların sağlığı ve hayat kalitesi pahasına gerçekleşiyor.
Türkiye’de kreşlerin pahalı olması, bakıcıya güvensizlik ve uzun çalışma saatleri, aile içi dayanışmayı zorunlu kılıyor. Ancak bu dayanışma, sınırları ve saygısı olmayan bir sömürüye dönüştüğünde kırılma kaçınılmaz oluyor. Emine’nin balkonda içtiği sabah kahvesi, yıllar sonra hissettiği ilk “kendine ait zaman”dı.
Bu hikâye bir aile dramı değil; bir toplumsal uyarı. Sevgiyle yapılan her işin karşılıksız sayılması, o sevgiyi tüketiyor. Emine torunlarını hâlâ seviyor. Ama artık şartları var:
“Eğer anneanne istiyorlarsa, saygıyla isterler.”
Belki yoga kursu, belki halk oyunu… Emine için bu yeni dönem, geç kalmış bir kendine dönüş. Ve bize şunu hatırlatıyor:
Aile olmak, birinin hayatını ücretsiz iş gücüne çevirmek değildir.
Koşturan, emek veren, yetişmeye çalışan, kıymet veren herkese saygıyla…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.