Molla Yahya Pakiş (1940–2008): Nakşî-Hâlidî Geleneğin Sessiz ve Mütevazı Hizmet Eri
Nakşî-Hâlidî geleneğin son dönem temsilcilerinden, ilim ve tasavvufu birlikte yürüten bir irfan adamı…
Yahya Pakiş, ömrünü Kur’an ve sünnet çizgisinde hizmete adamış; tevazusu, istikameti ve gönüllere dokunan sohbetleriyle binlerce talebe yetiştirmiş bir mürşid olarak hafızalara kazındı.
Ulaşlı’dan İstanbul’a Uzanan Bir İlim Yolculuğu
1940 yılında bugün Batman’ın Kozluk ilçesine bağlı Ulaşlı köyünde dünyaya gelen Yahya Pakiş’in babası Abdurrahman Bey, annesi Reyhan Hanım’dır.
Anne tarafından seyyid, baba tarafından Abbâsî nesline mensup olan Pakiş ailesi, ilim geleneğiyle tanınan bir soydan geliyordu.
İlk derslerini köyünde imamlık ve müderrislik yapan babasından aldı. Arapça ve Kürtçe mevlid metinleri, Şâfiî fıkhının temel eserleri olan Ġāyetü’l-iḫtiṣâr ve es-Sirâcü’l-vehhâc gibi klasik metinleri genç yaşta okudu. Bölgenin birçok âliminden istifade etti.
Tasavvuf yoluna intisabı ise Nakşî-Hâlidî kolunun önemli temsilcilerinden Ahmed Haznevî silsilesiyle oldu.
Özellikle Abdülhakim Hüseynî’nin yanında tahsilini tamamladı ve yirmi yaşını doldurmadan icazet aldı. Böylece hem zahirî ilimlerde hem tasavvuf terbiyesinde kemale doğru yürüyüşü başladı.
Menzil’den Şanlıurfa’ya, Oradan İstanbul’a
Şeyhi Abdülhakim Hüseynî’nin 1970’te Gadir’den Menzil’e taşınmasıyla birlikte hizmet halkasının içinde yer aldı. 1972’de şeyhinin vefatından sonra postnişin olan Muhammed Raşid Erol’a bağlılığını sürdürdü.
1974–1979 yılları arasında Batman ve Kurtalan’da imam-hatiplik ve müderrislik yaptı. 1979’da Şanlıurfa Halilürrahman Balıklıgöl Camii’ne tayin edildi.
Burada hem medrese dersleri verdi hem de fetva komisyonlarında görev aldı.
İlmi meselelerde çözüm arayan, tasavvufu şeriat çizgisinde yorumlayan bir anlayışı benimsedi.
1987’de emekli olduktan sonra İstanbul’a yerleşti. Beylerbeyi Emniyet Mahallesi’nde faaliyet gösteren Buhara İlim ve Hizmet Vakfı bünyesinde günlük dersler ve haftalık sohbetler yaptı.
İlâhiyat öğrencilerine klasik metinler okuttu. “Meşrebimizde ilim tasavvufun bir adım ilerisindedir” sözü, onun hizmet anlayışının özeti oldu.
Hilafet, Hizmet ve Sessiz Bir Tevazu
1988 yılında tarikat hilafeti verilmesine rağmen, mürşidi hayatta olduğu sürece kendi adına inabe vermedi. Bu tavır, onun edep ve bağlılık anlayışının en açık göstergelerinden biri olarak anlatılır.
Mürşidinin 1993’teki vefatının ardından irşad faaliyetlerini sürdürdü. Binlerce talebe yetiştirdi; birçok kişiye icazet verdi. 2002 yılında oğlu Hamit Efendi’ye de hilafet verdi.
Sohbetlerinde sıkça vurguladığı temel kavramlar şunlardı:
Tevazu
İstikamet (şeriata bağlılık)
Güzel ahlak
Kimsenin kalbini kırmamak
Onu yakından tanıyanların ortak ifadesi şuydu: “Kalp kırdığına kimse şahit olmamıştır.”
“En Büyük Keramet İstikamettir”
Molla Yahya Pakiş’in sohbetlerinde dikkat çeken en önemli vurgu, kerametten ziyade istikametti. Ona göre en büyük keramet, şeriat çizgisinde dosdoğru olmaktı. İnsanların kötü alışkanlıklarını bırakıp namaza, ibadete, güzel ahlaka yönelmesini asıl manevi tasarruf olarak görürdü.
Onun sohbetlerinde sıkça dile getirilen hadis-i şerif de hizmet anlayışını özetler niteliktedir:
“Allah’ın senin vasıtanla bir kişiye hidayet vermesi, senin için en değerli dünya malından daha hayırlıdır.”
Bu anlayışla, özellikle Menzil ve çevresinde binlerce insanın içkiyi, kumarı ve kötü alışkanlıkları terk ettiği ifade edilir.
Ehl-i Beyt Vurgusu ve Ahlak Merkezli Hizmet
Sohbetlerinde Ehl-i Beyt sevgisini ve Resulullah’ın ahlakını merkeze alırdı. Onu tanıyanlar, sima ve ahlak bakımından Peygamber Efendimiz’in ahlakına benzetildiğini aktarır. Ancak kendisi hakkında konuşulmasını çoğu zaman “acziyet” ifadesiyle karşılar, methi kendine değil silsileye ve Ehl-i Beyt’e nispet ederdi.
Tevazusu, en çok anlatılan yönlerinden biridir. Kalabalıklar artsa da tavrının değişmediği, aynı sadelik ve aynı vakar içinde kaldığı ifade edilir.
Vefatı ve Ardında Bıraktığı Miras
Molla Yahya Pakiş, 20 Ocak 2008’de İstanbul’da vefat etti. Gebze Molla Fenari civarındaki aile kabristanına defnedildi.
Ardında:
Yetiştirdiği binlerce talebe,
Zengin notlarla dolu bir kütüphane,
İlim ile tasavvufu birlikte yürüten bir hizmet anlayışı,
Tevazu ve istikamet örneği bir hayat bıraktı.
Bugün onu tanıyanlar için Yahya Pakiş ismi; gösterişten uzak, şeriata bağlı, kalp kırmayan ve insanları Allah’a yaklaştırmaya çalışan bir mürşidin adı olarak anılmaya devam ediyor.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.