Seyyid Muhammed Said el-Hüseynî (k.s.) – Bir Gönül Sultanının Ardından
Salât ve selâm; âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.), O’nun pak Ehli Beyt’ine, Ashâb-ı Kirâm’a ve Sadat-ı Kiram’a olsun.
Ehli Beyt silsilesinin müstesna halkalarından biri olan Seyyid Muhammed Said el-Hüseynî, 3 Nisan 1943’te Siirt’in kadim ilim ve irfan yurdu Bilvanis (bugünkü adıyla Baykan’a bağlı bir yerleşim) köyünde dünyaya geldi.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübarek nesline dayanan bir ailede doğan Seyyid Muhammed Said Hazretleri; hem ilim hem de tasavvuf terbiyesiyle yoğrulmuş bir hayat sürdü.
Manevi Bir Ailenin Evladı
Babası Seyyid Muhammed Nurani el-Hüseynî, dedesi ise Nakşibendî-Hâlidî yolunun önemli isimlerinden Abdülhakim Hüseyni Hazretleri idi.
Küçük yaşlardan itibaren dedesinin ve babasının manevi terbiyesi altında yetişti.
Ailesinin ifadesiyle o, daha çocuk yaşta farklı bir letafet ve derinlik taşıyordu.
Henüz yürümeye yeni başladığı bir dönemde dikenler arasına girip ağlaması üzerine Gavs Hazretleri’nin onu imtihan edercesine takip etmesi ve babasının derse odaklanamadığını fark ederek müdahale etmesi; onun çocukluğundan itibaren büyük bir nazar altında olduğunu gösteren hatıralardan yalnızca biridir.
İlim Yolunda Çileli Yıllar
Dönemin zor şartlarında medreselerde gizli ilim tahsili yapıldı.
Mağaralarda, dere kenarlarında, çardak altlarında geçen geceler; hem zahiri ilim hem de manevi terbiye ile yoğruldu.
Baykan’da yaşanan “yılan hadisesi” ise talebelik yıllarının dikkat çeken hatıralarındandır.
Gavs Hazretleri’nin bir sofiye rüyasında “Muhammed Said’in ayağının dibindeki yılanı öldür” demesi ve rüyanın hakikat çıkması, çevresindekiler tarafından ilahi bir muhafaza olarak yorumlandı.
Evlilik ve Hizmet Hayatı
1960 yılında evlendi. Evliliğine rağmen ilim yolculuğunu sürdürdü; iki-üç ayda bir evine uğrayıp tekrar medrese tahsiline devam etti.
Bir erkek (Seyyid Hüsamettin) ve yedi kız evlat sahibi oldu.
Askerlik görevini Ankara Etimesgut’ta imam olarak yaptı; göz rahatsızlığı sebebiyle altı ayda terhis edildi.
Sonrasında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde — Millo, Bilvanis ve Ağrı köylerinde — mollalık yaptı. Gittiği her yerde yalnızca ders okutmadı; aynı zamanda Sadat-ı Kiram’ın feyzini taşıdı.
Büyük Sarsıntı ve İntisap
25 Mayıs 1972’de dedesi ve şeyhi Abdülhakim Hüseyni Hazretleri’nin vefatı onu derinden sarstı.
Bir süre sonra amcası Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri’ne intisap etti.
Bu dönemden sonra sohbet halkaları daha da genişledi.
Bursa Yılları ve Buhara Camii
1988 yılında Bursa’ya yerleşti.
O dönem Bursa’da Menzil müridleri az sayıdaydı. Ancak kısa sürede ahlakı, tevazusu ve sohbetleriyle geniş bir gönül halkası oluştu.
1993’te Sultan Hazretleri’nin izniyle Bursa Demirci Köyü’nde Buhara Camii ve Kur’an Kursu inşaatına başlandı.
1995’te faaliyete geçen kurs, onun ömrünü adadığı bir ilim yuvası oldu. Günlerini talebelerle, gecelerini ibadetle geçirirdi.
Sıkça şu sözü tekrar ederdi:
“Abdülkadir Geylani Hazretleri bu makamla doğmadı. Çalıştı, gayret etti. Siz de çalışın, gayret edin.”
Hastalık Süreci ve Sabır İmtihanı
1999 Ramazan Bayramı dönüşü rahatsızlandı. İstanbul’daki Türkiye Hastanesi’nde yapılan tetkiklerde kanser teşhisi kondu.
Ağrılarına rağmen son bayram namazını kendi yaptırdığı Buhara Camii’nde kıldırdı.
Ameliyat için Almanya’dan özel doktor getirildi; ancak hastalık ilerlemişti.
Buna rağmen sabrını ve metanetini hiç bozmadı. 17 Ağustos depremi sonrası kurulan çadırlarda dahi sohbetlerine devam etti, kendi rahatsızlığını gizleyerek çevresine moral verdi.
Son günlerinde:
“Perşembe günü ilkindi vakti evimize gidelim… Kamelyaya…” buyurdu.
17 Şubat 2000 – Bir Ayrılık Günü
17 Şubat 2000 Perşembe günü saat 14.10’da Hakk’a yürüdü. Cenazesi Menzil’e götürülerek dedesi ve amcasının yanına defnedildi.
Sevenlerinin ifadesiyle:
“Güller boyun büktü, bülbüller sustu, gönüller inledi…”
Hatıralarda Kalan Bir İsim
Onu tanıyanların anlattıkları; gece teheccüd ibadetleri, sabrı, tevazusu ve makamına dair işaretler; tasavvuf çevrelerinde derin izler bıraktı.
Hastane personelinden talebelerine kadar herkes, onda farklı bir hal müşahede etti.
Bugün Bursa Demirci Köyü’ndeki Buhara Camii ve Kur’an Kursu, onun hizmet anlayışının canlı bir nişanesi olarak ayakta duruyor.
Son Söz
Seyyid Muhammed Said el-Hüseynî Hazretleri; gösterişten uzak, sessiz ama derin bir irfan hayatı yaşadı.
İlmi, ahlakı ve sabrıyla bir nesle rehberlik etti.
Vefatının üzerinden yıllar geçse de, sevenlerinin gönlünde hâlâ canlı bir hatıra olarak yaşamaya devam ediyor.
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.