Siirtli Uzm. Ecz. İbrahim Yavuz’un Kalbinden Dökülen Hikâye: “Sınıf Çok Soğuktu, Öğretmenim Üşüyordu”

Öğretmenler Günü, sadece bir takvim yaprağındaki tarih değil; kimi zaman nefes nefese köy yollarında, kimi zaman sobasız sınıflarda, kimi zaman da adı bile bilinmeyen mezar taşlarında yazılı bir vefa ve cefa hikâyesi…

Eğitim 24.11.2025 22:53:00 0
Siirtli Uzm. Ecz. İbrahim Yavuz’un Kalbinden Dökülen Hikâye: “Sınıf Çok Soğuktu, Öğretmenim Üşüyordu”

“Vefa ve Cefa Abidesi Öğretmenlerimizin Günü Kutlu Olsun”
Bir Öykünün Satır Aralarında Saklı Fedakârlık: Şehit Öğretmen

Öğretmenler Günü, sadece bir takvim yaprağındaki tarih değil; kimi zaman nefes nefese köy yollarında, kimi zaman sobasız sınıflarda, kimi zaman da adı bile bilinmeyen mezar taşlarında yazılı bir vefa ve cefa hikâyesi…

Siirtli Uzm. Ecz. İbrahim Yavuz’un kaleme aldığı “Şehit Öğretmen” öyküsü, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla hatırlatan, yüreğe dokunan çarpıcı bir anlatı niteliği taşıyor. Hakkâri dağlarında, tek sınıflı bir köy okulunda görev yapan idealist bir Cumhuriyet öğretmeninin gözünden; yokluğun, yalnızlığın, açlığın ve kara kışın içinde dimdik ayakta kalmaya çalışan bir fedakârlık abidesi resmediliyor.


---Tekirdağ’dan Hakkâri Dağlarına Uzanan Bir İdealizm Yolculuğu

Öykü, babasını küçük yaşta kaybeden, annesinin hem anne hem baba olarak büyüttüğü bir gencin, ilk tayiniyle Türkiye’nin doğusuna, Hakkâri’nin bir köyüne doğru yola çıkmasıyla başlıyor.

Yakınlarının “Gitme, orası uzak, tehlikeli, eşkıyası var, kurdu kuşu var, kimin kimsen yok” uyarılarına rağmen, genç öğretmen “Devletin verdiği görevi” bir onur sayarak yola çıkıyor. Uzun ve yorucu yolculuğun ardından ulaşılan ilçe; ihmal edilmiş, adeta büyük bir köy görünümünde, insanların yüzünden tebessümün silindiği, umudun küstüğü bir yer…

Genci karşılayan manzara, beklentilerinden çok farklı:
Köylüler, kendi imkânsızlıklarına rağmen öğretmene gösterdikleri saygıyla adeta onu omuzlarında taşıyor. Yaşlı bir amcanın dilinden dökülen Hz. Ali’nin,

> “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”
sözü, bu saygının ve eğitime duyulan özlemin en güçlü ifadesi oluyor.


---Okul Diye Sığınılan Yıkıntı ve İki Yıldır Öğretmen Bekleyen Çocuklar

Öğretmenin ulaştığı “okul” ise yüreklere dokunan bir başka tablo…
Boyası dökülmüş bir bayrak direği, kırık pencereler, çökmeye yüz tutmuş bir yapı… Buna rağmen çevre mezralardan gelen toplam otuz kadar öğrencinin, iki yıldır öğretmen yüzü görmeden, umutla beklediği bir mekân.

Köylüler, daha önce gelen genç bir kadın öğretmenin, kısa süre kalıp eş durumu bahanesiyle tayin olduğunu, ardından da bu evliliğin “yalancı bir evlilik” olduğuna dair rivayetler duyduklarını anlatırken bile, devlete ve öğretmene olan saygılarını korumaya çalışıyorlar:
“Haşa, hiç devletin memuru böyle bir şey yapar mıydı!” diyerek devlet otoritesine duyulan sarsılmaz güveni vurguluyorlar.

Şehirlerde asfalt yollar, donanımlı hastaneler, bankalar, postaneler arasında gündelik hayatını sürdüren vatandaşlarla; buralarda devleti “öğretmenle” gören, gönderilen her memuru “emanet” bilen insanlar arasındaki fark, öykünün satır aralarında acı bir karşılaştırma olarak yerini alıyor.


---Kara Kış, Açlık ve Muhammet’in Çorbası

Köyde geçen günler ilerledikçe, genç öğretmen hem öğrencilerine hem de köylülere bağlanıyor. Tek sınıflı okul aynı zamanda lojmanı; yatağını sınıfın bir köşesine seriyor, üstünü yaşlı kilimlerle örtüp sabah olunca sınıfa dönüştürüyor.

Derken bölgenin kabusu olan kara kış bastırıyor…
Yollar kapanıyor, ilçe ile bağlantı kopuyor, yakacak bulmak neredeyse imkânsız hale geliyor. Köylüler zaman zaman tezek getiriyor ama öğretmen, velilerin fedakârlığına kıyamayıp, öğrencilerin olmadığı zamanlarda onları yakmamaya çalışıyor.

Günler geçtikçe hem soğuk hem açlık dayanılmaz boyutlara ulaşıyor.
Yaklaşık üç gündür doğru dürüst bir şey yememiş olan öğretmen, bir yandan sınıfı ısıtmaya çalışırken, bir yandan da öğrencilerinin karşısına dimdik çıkma çabasında… Tam bu sırada öykünün en çarpıcı sahnelerinden biri yaşanıyor:

Birinci sınıf öğrencisi Muhammet, gece karanlığında, elinde bir tas çorba ile sınıfa geliyor. Annesinin pişirdiği çorbadan babası,

> “Biraz da Muhammet’in öğretmenine götürelim, içi ısınsın”
diyerek ayırmıştır.

 

Öğretmen, gururundan “karnım tok, gerek yoktu” dese de, Muhammet büyük bir saygıyla çorbayı masaya bırakıp gitmek üzere sınıftan ayrılıyor. O an, öğretmenin iç dünyasında yaşadığı fırtına, satırlara açlık, utanç ve minnet duygularının iç içe geçtiği bir hesaplaşma olarak yansıyor.

Bir süre sonra Muhammet, bu kez “ödevini bitiremediğini söylemek” bahanesiyle geri dönüyor ve öğretmenini çorbayla baş başa yakalıyor. Küçük bir çocuğun dünyasındaki koca incelik, öğretmenin ruhunda silinmez bir iz bırakıyor.


---“Sınıf Çok Soğuktu, Öğretmenim Üşüyordu…”

Gecenin ilerleyen saatlerinde, küçük Muhammet eve dönmeyince ailesi telaşa kapılıyor. Köylülerle birlikte başlayan arama çalışmaları, öykünün unutulmaz bir sahnesine kapı aralıyor.

Muhammet, karla kaplı bir yamaçta, dizine kadar kara gömülmüş halde bulunuyor;
burnu, ağzı buz tutmuş, elinde sıkı sıkıya sarıldığı birkaç çalı parçası…

Sorduğunda ise titreyen dişlerinin arasından şu cümle dökülüyor:

> “Sınıf çok soğuktu… Öğretmenim üşüyordu.”

 

Küçücük bir yüreğin, kendi canını hiçe sayıp öğretmenini düşünmesi…
Öykü, bu sahneyle yalnızca bir öğrencinin sevgisini anlatmıyor; aynı zamanda Anadolu’nun ücra köşelerinde, öğretmen–öğrenci–kızıl toprak üçgeninde, her gün yeniden kurulan görünmez bir gönül köprüsünü de gözler önüne seriyor.

Muhammet kurtarılıyor; ancak o gecenin bıraktığı iz, öğretmenin hayatında bir dönüm noktası oluyor. O küçücük yüreğin fedakârlığı karşısında, “Ben daha fazlasını yapmalıyım” diyen öğretmenin yüklediği sorumluluk, artık sadece bir meslek değil, adeta bir “emanet” bilinci…


---Tipiyle Yarışan Vicdan: “Cumhuriyet Öğretmeni Zorluktan Kaçmaz”

Aradan geçen üç yılın ardından öğretmen, kasabada bir ev kiralayıp annesini yanına alıyor. Artık bir miktar odun, bir miktar erzak vardır; kış daha çekilir görünmektedir. Fakat görev bilinci değişmemiştir.

Şiddetli tipi ve fırtınanın hakim olduğu bir sabah, köylüler,

> “Bu havada köye gidilmez, dön evine”
diye adeta öğretmenin önüne set olur. Hatta yaşlı bilge amca, onu “kahvaltıya geleceğini söyleyerek” kibarca evde tutmaya çalışır.

 

Öğretmen kabul etmiş gibi görünse de, içindeki ses susmaz:
“Ben gitmezsem öğrencilerim yollara düşer mi?”
“Devletin öğretmeni iki damla kar için görevden kaçar mı?”

Bu iç muhasebenin sonunda, öğretmen köy yoluna koyulmaya karar verir.
Tipi giderek şiddetlenir, yollar kaybolur, bildiği patikalar yabancılaşır. Yorgunluk ve soğuk, bedenin direncini kırar; donma belirtileriyle birlikte uyku bastırır. Bu anlarda öğretmenin zihninde; annesi, öğrencileri, Muhammet, köylüler ve vefa dolu yüzler bir bir canlanır.

Öykünün finali, okuru sarsan dua ve vasiyet cümlesiyle sembolleşir:

> “Beni türkülerde söyleyin… Beni ninnilerde söyleyin…”

 

Bu cümle, bir yandan gerçek anlamda “şehit öğretmen”i çağrıştırırken, bir yandan da Anadolu’da isimsiz kahramanlara dönüşen yüzlerce, binlerce eğitim neferinin ortak sesi haline geliyor.


---Bir Öykünün Gösterdiği Gerçek: Vefa ve Cefa Abidesi Öğretmenler

Siirtli Uzm. Ecz. İbrahim Yavuz’un “Şehit Öğretmen” öyküsü, kurgusal bir metin olsa da, yaşatılan duygu hiç yabancı değil. Türkiye’nin dört bir yanında, özellikle de dağ köylerinde görev yapan binlerce öğretmenin yaşamından izler taşıyor.

Yol bilmez, iz bilmez patikalarda yürüyen,

Yeri geldiğinde öğrencisiyle aynı ekmeği bölüşen,

Sobası yanmayan sınıfa rağmen dersi bırakmayan,

Devleti, bayrağı, vatanı, milleti en ücra mezraya taşıyan,

Kendi can güvenliğini, kendi rahatı ve konforunu ikinci plana atan öğretmenler, bu ülkenin görünmeyen omurgasını oluşturuyor.


Öğretmenler Günü vesilesiyle;
görev başında şehit düşen tüm öğretmenlerimizi rahmetle,
emekli olup köşesine çekilen öğretmenlerimizi minnetle,
halen ülkenin dört bir yanında, her şart altında görev yapan tüm öğretmenlerimizi saygı ve sevgiyle anıyoruz.

Vefa ve cefa abidesi öğretmenlerimizin günü kutlu olsun…

Haber: Siirt Uzm. Ecz. İbrahim YAVUZ’un “Şehit Öğretmen” öyküsünden derlenmiştir.

Haber Kaynak : Haber Merkezi

Haber Editörü

Haber Merkezi


Çarşamba 16.5 ° / 7 °
Perşembe 11.5 ° / 4.8 °
Cuma 11.9 ° / 4.1 °

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.