Tasavvufun İlim ve İstikamet Çizgisinde Bir Ömür: Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Kimdir?
Ruh bilgileri ve tasavvuf ilminin mütehassısı olarak anılan Seyyid Abdülhakîm Arvâsî, son asırların hem ilim hem irşad yönü güçlü, iz bırakan âlim ve velî şahsiyetleri arasında gösteriliyor.
1865’te Van’ın Başkale kazasında doğan Arvâsî Hazretleri, uzun ve çileli bir ömrün ardından 27 Kasım 1943’te Ankara’da vefat etti. Kabri, Ankara yakınlarındaki Bağlum’dadır.
Seyyid Bir Aileden Gelen İlim Mirası
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî, İmâm-ı Ali Rızâ bin Mûsâ Kâzım neslinden geldiği belirtilen bir seyyiddir.
Kaynaklarda, Hz. Ali’ye kadar uzanan soy silsilesindeki büyüklerinin çoğunun âlim ve velî olduğu; babası Seyyid Mustafa Efendi’nin ise Seyyid Tâhâ-i Hakkârî’nin oğlu Seyyid Ubeydullah’ın halifesi olduğu aktarılır.
Aile geleneğinde ilim, takvâ ve hizmet anlayışı öne çıkar.
Başkale’den Irak Medreselerine Uzanan Tahsil
İlk bilgilerini babasından alan Abdülhakîm Arvâsî; Başkale’de temel öğrenimini tamamladıktan sonra Irak’ın çeşitli şehirlerinde, Müküs kazasında ve dönemin ilim merkezlerinde;
Arapça–Farsça,
Mantık–münazara,
Kelâm,
Tefsir–hadis,
Fıkıh,
Tasavvuf,
Fen ve matematik
alanlarında güçlü bir tahsil sürecinden geçti.
Metinde yer alan rüya anlatımı ise, onun ilme yönelişinde bir dönüm noktası olarak sunuluyor: Resûlullah’ı (s.a.v.) gördüğü rüyadan sonra on yıl boyunca yoğun bir gayretle çalıştığını bizzat ifade ettiği aktarılıyor.
Mürşidi Seyyid Fehîm-i Arvâsî ile Manevî Eğitim
Zâhirî ilimlerde yükselirken, onu manevî yönden yetiştirecek bir rehbere kavuşma arzusu da hayatında belirleyici oldu. 1878’de Seyyid Fehîm-i Arvâsî’nin huzuruna kabul edildiği, burada tövbe ve istihâre ile başlayan bir terbiyeye girdiği; zamanla Nakşibendî yolundan icazet aldığı belirtilir.
Metinde ayrıca, Abdülhakîm Arvâsî’nin mürşidi tarafından yalnız Nakşibendî değil; Kâdirî, Sühreverdî, Kübrevî ve Çeştî yollarından da icazetli sayıldığına dair bilgiler yer alır.
Arvas Medresesi: 29 Yıl Süren Bir İlim Hizmeti
Memleketi Arvas’a döndüğünde, kendisine miras kalan imkânlarla ayrı bir medrese kurduğu, kitaplarla zengin bir kütüphane oluşturduğu ve 29 yıl boyunca talebelerin tüm ihtiyaçlarını karşılayarak ders okuttuğu aktarılır.
Yetiştirdiği talebelerin bölgeye “irfan nuru” taşıdığı, bazı mezunların müftülük gibi görevler üstlendiği anlatılır.
Hicret ve Sürgün Yılları: Bir Neslin Büyük Çilesi
Birinci Dünya Savaşı’nın başında Rus işgali ve bölgede yaşanan saldırılarla birlikte, ailesiyle birlikte ağır bir hicret süreci yaşadığı belirtilir.
Metinde; yağmalar, dağlara sığınmalar, açlık, salgın hastalıklar ve kayıplarla dolu bir göç güzergâhından bahsedilir.
Nihayet Musul–Adana–Eskişehir üzerinden 1918’de İstanbul’a ulaştıkları kaydedilir.
İstanbul’da İrşad: Kaşgari Dergâhı ve Medrese Görevi
İstanbul’da bir süre sonra Kaşgari Dergâhı’nda şeyhlik, imamlık ve vaizlik görevlerinde bulunduğu; ayrıca 5 Ağustos 1919’da Sultan Vahideddin tarafından Süleymaniye Medresesi’nde tasavvuf müderrisi olarak görevlendirildiği aktarılır.
Bu dönemde, cami kürsülerinde vaazlarıyla geniş kitlelere ulaştığı; dinî meselelerde kendisine soru sormaya gelen üniversite mensupları, devlet adamları ve aydın çevrelerin bulunduğu; tevazu ve istikamet vurgusunun hayatının merkezinde yer aldığı ifade edilir.
İstikamet, Edep ve Namaz Vurgusu
Metinde aktarılan sözleri, onun din anlayışının omurgasını gösteriyor:
“Namaz, aman namaz…”
“Bir vakit namazımı kaybetmektense dünyaları kaybetmeyi tercih ederim.”
“İstikamet kerâmetten üstündür.”
“Edeb, hududa riayet etmektir.”
Bu ifadeler, Abdülhakîm Arvâsî’nin tasavvufu “şeriat çizgisinde bir disiplin” olarak gördüğünün altını çiziyor.
1943 Süreci ve Ankara’da Vefatı
Metinde; bazı çevrelerin iftiralarıyla Eylül 1943’te tutuklanarak İstanbul’dan İzmir’e götürüldüğü, ardından Ankara’ya nakline izin verildiği; Ankara’da 18 gün süren hastalık döneminden sonra 27 Kasım 1943’te vefat ettiği yazılıdır.
Defninin Bağlum’a yapılması ise ayrı bir hikâye olarak anlatılır: Kapıya gelen meçhul bir zatın “Bağlum’a götürünüz” dediği ve ardından kaybolduğu aktarılır.
Eserleri ve Ailesi
Metinde; Sahabe-i Kiram ve İslam Hukuku / Erriyâz-ut-Tesavvufiyye isimli eserleri olduğundan; ayrıca mektupları ve Arapça-Farsça-Türkçe şiirleri bulunduğundan söz edilir.
Üç oğlu ve iki kızı olduğu, aile fertlerinden bazılarının hicret yıllarında vefat ettiği de aktarılır.
Okuyucu Not
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî’nin biyografisinde öne çıkan çizgi; “keramet merkezli anlatıdan” ziyade, ilim, edep, istikamet, şeriat hassasiyeti ve toplumu irşad ekseninde şekillenen bir duruştur.
Başkale’den Bağlum’a uzanan hayat hikâyesi, aynı zamanda bir dönemin siyasî çalkantılarını, savaşın yıktığı coğrafyaları ve Anadolu’nun yaşadığı büyük göç travmasını da içinde taşıyan tarihî bir çerçeve sunuyor.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.