Bu Bir Şaka Değil, İnancın Sinir Uçlarıyla Oynamaktır
Son dönemde dini değerlere yönelik alay, aşağılayıcı dil ve bilinçli hafife alma girişimleri sıradanlaştırılmak isteniyor.
“Mizah” deniliyor, “özgürlük” deniliyor. Hayır. Bu yapılan ne mizah ne de özgürlüktür. Bu yapılan; bir toplumun inanç damarına bilerek bastırmaktır.
Ve acı olan şudur: Bunu yapanların büyük bir kısmı ne yaptığını bilmiyor.
İnancın ne olduğunu, kutsalın ne ifade ettiğini, bu toplumda neyi temsil ettiğini kavrayabilecek bir fikrî derinlikten yoksunlar.
Bilselerdi susarlardı. Çünkü insan bildiğine saygı duyar. Bilmediğini ise küçümser. İşte karşımızdaki tablo tam olarak budur: Cehaletin pervasızlığı.
İnançla alay eden dil; zekânın değil, boşluğun ürünüdür. Cesaret değildir, sonuçlarını hesaplayamamanın adıdır.
Cehalet küstahlıkla birleştiğinde ortaya çıkan şey; toplumu ayrıştıran, huzuru bozan, insanları karşı karşıya getiren zehirli bir iklimdir.
Bu topraklar inançla yoğrulmuştur. Edep, ölçü ve saygı bu toplumun harcıdır.
Bu harcı söküp atarak ne çağdaşlık inşa edilir ne de birlikte yaşama kültürü. Kutsala saldırarak özgürlük savunulmaz. Tam tersine, özgürlük böyle kirletilir.
Kimsenin inancına karışmak kimsenin haddi değildir. Ama kimsenin de başkasının kutsalına dil uzatma hakkı yoktur.
Bu bir fikir beyanı değildir. Bu, doğrudan bir provokasyondur.
Toplumsal barışı hedef almaktır. Nefreti kışkırtmaktır. Ve evet, bu kamu düzenini ilgilendiren açık bir sorundur.
Asıl tehlike yalnızca bu dili kullananlar değildir. Asıl tehlike, bu hadsizliğe göz yuman sessizliktir. Sessizlik cesaret verir.
Sessizlik normalleştirir. Bugün “şaka” denilen şey, yarın daha ağır bir saldırının zeminini hazırlar.
Bu noktada devletin sorumluluğu tartışmasızdır. İnançlara yönelik hakaret ve aşağılamalar karşısında net, kararlı ve caydırıcı bir duruş sergilenmelidir.
Hukuk susarsa, hadsizlik konuşur. Devletin görevi; toplumun sinir uçlarıyla oynanmasına izin vermemektir.
Unutulmamalıdır: Bu milletin dini değerleriyle alay etmek, bu milleti hafife almaktır.
İnançlarla kavga edilmez. İnançlar yok sayılarak huzur kurulmaz.
Saygı, birlikte yaşamanın en alt şartıdır. Bu çizgi aşıldığında ortaya çıkan gerilimin sorumlusu bellidir.
Bu bir çağrı değil, bir hatırlatmadır.
Ve herkes bilmelidir ki: İnançlar oyuncak değildir.